28 Nisan 2008 Pazartesi

K'SIZ Ş'SİZ AŞKIN HİKÂYESİ..



"Allah zuhurun şiddeti yüzünden mahfidir."

yani ki ;


"Allah o kadar çok vardır ki yok sanırısın.."


"Her yerde hazırdır ama gaip sanırsın. Gerçekte, gaybeti zuhurunun şiddetindendir."


"Allah, yaratılışın başından sonuna kadar sürekli varlık aleminde yankılanan bir sestir diyorlar. Böyle bir sesi kesintiye uğramadıkça kimse duyamaz...

Aslında sesin daimi olması duyulmasını engelliyor. Belki de bu yüzden biz Allah' ı idrak edemiyoruz."
.....................

K'SIZ Ş'SİZ AŞKIN HİKÂYESİ


İran Edebiyat' ından Mustafa Mestûr'un güzel kaleminden döklenlerden küçük bir alıntıdır bu yazılanlar...


Kitapta ondört adet güzel öykü var, hepsinin içinde ayrı güzellik..


Okunası kitaplardan....

BULUN BENİ


BULUN BENİ

Gülücük gel de bul yüzümü şimdi,

Kayboldum yüreğimin ıssızında...


Papatya bahçelerinin biricik gelinciği,

Böceğin uğurlusu bulun beni kendi ıssızımda...


Bu yol güneşe mi gider yoksa?

Tut elimden pervane,

Sen tut elimden ve gidelim güneşe..

...........

22.04.2008
15:50

SES/SİZLİĞ/İM ...


SES/SİZLİĞ/İM

Öğrenebilecek mi zihnim susmayı ?

Düşünmenin yorgunluğundan sıyrılabilecek mi ?


Toprak ya da su gibi olamadım ya ben,

Ölüm kuşu öğretir belki sükûneti...


Haykırma artık gözlerim,

Kapayıver perdelerini dünya penceresinin...


Öğret bana en sessiz düşünceyi.


Ben! Sus artık sen de lütfen....

22.04.2008 / 15:45

21 Nisan 2008 Pazartesi

BİR YUDUM HAYAT


BİR YUDUM HAYAT


Bir yudum narçiçeği,
Bir yudum muhabbet...


Gözkapaklarım güvercin kanadı,

Serçe kuşu yüreğimde mavi haykırışlar...


Yıldızlar düşmüş gözlerime,

Gözlerim aya yükselmiş...


Gece emanet bırakmış uykusunu,

Uykusuzluğyla gelmiş bana.


Bir gülücük konuvermiş yanağıma,

Yüreğim sıcağıyla doluvermiş.


Gözlerimin sessiz çığlıkları,

Sükûn tutuşu dilimin...


Ettiğim lisanı bilemeyişim,

Bilinmezliklerde yitiril/m/işim...


Ruhum gizlendi yine bir güvercin ürkekliğiyle,

Oysa bir kanat çırpmalık özgürlük...


Ebemkuşağını doladım bütün renkleriyle belime,

Sarmaşıkları da yüreğime...


Hüzün kokuyor çiçeğim,

Ellerim yağmur topluyor.


Düşen yıldızlarımı toplarım gök/yüzünden,

Parıltısı eksilmez artık gözlerimden...


F. A.

18 Nisan 2008 Cuma

BEN MELAMET HIRKASINI (2)



BEN MELAMET HIRKASINI (2)

Ben yitirdim ben ararım
Yâr benimdir kime ne
Gâh giderim öz bağıma
Gül dererim kime ne

Gâh giderim medreseye
Ders okurum Hak için
Gâh giderim meyhaneye
Dem çekerim kime ne
Sofular haram demişler
Bu aşkın şarabına
Ben doldurur ben içerim
Günah benim kime ne
Ben melâmet hırkasını
Kendim giydim eğnime
Ar ü namus şişesini
Taşa çaldım kime ne
Sofular secde ederler
Mescidin mihrabına
Yâr eşiği secdegâhım
Yüz sürerim kime ne
Gâh çıkarım gökyüzüne
Hükmederim kaf'tan kaf'a
Gâh inerim yeryüzüne
Yâr severim kime ne
Kelp rakip böyle diyormuş
Güzel sevmek pek günah
Ben severim sevdiğimi
Günah benim kime ne
Nesimî'ye sordular li
Yârin ile hoş musun
Hoş olayım olmayayım
O yâr benim kime ne
Kul Nesimi

BEN MELAMET HIRKASINI (1)


BEN MELAMET HIRKASINI (1)

Ben yitirdim, ben ararim, yar benimdir kime ne
Gah giderim oz bagima;gul dererim kime ne
Gah giderim medreseye ders okurum Hak icin
Gah giderim medreseye dem cekerim kime ne

Kelb rakip haram diyormus sarabin bir katresine
Saki doldur, ben icerim, gunah benim kime ne
Ben melamet gomlegini deldim, taktim egnime
Ar-u namus sisesini tasa caldim, kime ne

Ah Yezid, seccadeni al yuru mescid yoluna
Pir esigi benim kabem kiblegahim kime ne
Gah cikarim gokyuzune hukmeder kaftan kafa
Gah inerim yeryuzune yar severim kime ne
Kelp rakip boyle diyormus guzel sevmek pek gunah
Ben severim sevdigimi, gunah benim kime ne
Nesimi'ye sordular, yarin ile hos musun
Hos olayim, hos olmayim, o yar benim, kime ne


NESIMI

15 Nisan 2008 Salı

MÜSADENLE HAYAT




MÜSADENLE HAYAT

Hangi basamaktayım daha,
Ne vakit biter yolum?
Bu basamakları aşar mıyım gün gelirde?

Acıyla yanan yüreğin, yıkadığı bir göz...

Ey Hayat! Yoruldum artık,
Yok mu biraz istirahat için sükûnet?

Kapatmalıyım artık gözlerimi ışığa,
Kendimle kalmalıyım...

Söndürdüm bütün ışıkları,
Karanlıkları verin bana,
Ve karanlığın ortasında bir ay ışığı...

Rüzgârın sesi, sokağın sessizliği..

Titreyen yaprak, savrulan bulut..

Uykum geliver de, rüyalarımı bulayım..
Geliver de içinde kaybolayım..
Saklanayım bir ağacın ardına,
Bulmasınlar, bulamasınlar beni..

Yoruldum demiştim, müsadenizle biraz istirahat,
Müsadenle hayat, müsadenle....

......

F.A.

14 Nisan 2008 Pazartesi

GİTMELİYİM




GİTMELİYİM...

Gitmeliyim...
Gidebilmeliyim..

Susmalıyım önce,
Kulaklarımı tıkamalıyım,
Gözlerimi kapamalı,
Lâl bir beden olmalıyım...

-Öyle bir hâl içerisindeyim bilemediğim,
Belki de bilmek istemediğim.

Kendimi, kendimden sakladığım,
Aynada yüzümü görememekten korktuğum,
Ben bu basamaklara sağlam basmalıyım.
Görünmese de yolun sonu,
Bu yola adım atmalıyım. -

Yolun sonunda, kendime, yüreğime gitmeliyim..
Pişmeliyim hal ile.


Yitiklerimi, yitirdiiklerimi bulmalıyım.
Gelmeliyim kendime,
Uyanmalı, yanmalı ve anmalıyım...
....

F.A.

MAVİ ....




Mavi...
Giymeyi en sediğim elbise gibi.
Bir ürpertiyle uyanmak gibi ya da..
Okyanus derinliği, gökyüzü sonsuzluğu..
Elimden düşürmediğim balonlarım belki,uçuvermesinde korktuğum.
Oysa mavi bana en çok yakışan,
Mavidir beni en çok ısıtan..
En büyük umutlar mavinin derinliklerinde gizli..

Maviye boyadım bugün düşlerimi..
Mavi kuşlarla uçtum..
Bulandım maviliklere sessizce.
Kayboldum, bul/a/mayın ben
i...

13 Nisan, 2008 - 11:13

Maviyle hayat, Mavidir hayat..
........
Devam edeceğim mavilenmeye.
...

F.A.

ACI




Acı...

“Acı duymak gülmekten iyidir, zira acı insanın yüreğini arıtır. İnsanları diri diri gömercesine kilitleyip çevrelerinde duvarlar örenin ne olduğu bilinmez ama yine de bir takım duvarların, tel örgülerin, demir parmaklıkların varlığı hissedilir. Bütün bunlar bir kuruntu, bir hayal midir? Sanmıyorum. Ve insan kendi kendine sorar; Tanrım bu uzun süreli mi, temelli ve herkes için geçerli olan bir ebediyet midir?”

Van Gogh

Acı...

Acıyla yoğrulan ruh olgunlaşır,

Acı acımsı bir tat gibidir belki;

yemekten vazgeçemediğimiz..

Acı; göz de yaş, canda bir yangı,

Acı; yüreğin burkulması, kanaması.

Acı; çözer dilimden düğümü.

Acı; bazen bir dil, bazen gönül yarası..

Acı; başka bir şeyde bulunmaz hazzı..

Bunlar da benim dilimden dökülenler .......

Acı...

F.A.

12 Nisan 2008 Cumartesi

Sakine'nin Mil Çekilmiş Gözleri


"Ben Numan.
Hem bu hanın hem de bitişikteki evin sahibi.
Bu gece, ilk kez bu gecei gidecek başka bir yeri olmadığı için kendi hanına konaklamış bir misafirden başkası değilim.

Bu gün Sakine'yle iki defa göz göze geldim.

Dünyanın en güzel iki ülkesine sahip olduğumu da,
karanlık bir han odasından başka bir yer olmadığımı da bu gün anladım.

Gözlerine mil çekilmiş bir tek gün,
gözlerine sürmeler çekilmiş yılların öcünü fazlasıyla aldı benden.."

Böyle diyordu Sur Kenti'nin hancısı...
Yıllarca farkedemediği iki güzel ülke, iki parlak yıldız Sakine' nin gözleri..


Can alıcı bir öyküsüdür Sur Kenti Hikayelerinin; Sakine'nin Mil Çekilmiş Gözleri..
Kapağındaki basamaklarla giriverin bu kente...
Hadi bakalım, açık olsun yolunuz...

F.A.

BULUNMAYAN HAYÂL

BULUNMAYAN HAYÂL

Hüznün sıcaklığı ile ısınıyorum yine,
Gülüvermeyi bekleyen bir gölgeyim ben...
Sessizliğin en derinlerinde sesim..
Sığınıvermişim yine geceye...
İşte öyle bir hal ile ben ve gece....

Uyku bile, yitirmiş uykusunu.
Uyku bile ram olmuş geceye..
Gece ise yine eşlik etmekte nice garibe...

Sözlerin yalnızlığı, yalnızlığımın sözleri,
Kalemimden dökülen her hece,
yüreğimin gördükleri...

Gözlerim! Gözlerim nerdeler ki sanki?
Bakıyorum ama göremiyorum; hissettiklerini yüreğimin.
Gördüğüm gözbebekleri başka, ahvaller bambaşka...
Nedendir bu başkalık?
Eğretilik nedendir?

belki de bana düşen lâl olmaktır gördüklerime...
lâlim ben, bilinmeyen, bulunmayan bir hayâl..
...

01:36

(Geceden bir gün, Aylardan Nisanmış...)

F.A.

5 Nisan 2008 Cumartesi

GECEDEN....




GECEDEN...

Gece...
Gece indirdi örtüsünü usulca,
Uykumsa gizlendi yine yıldızlar ardına.

Olsun beklerim ben çıkmasını,
Dayanamaz, kıyamaz bana gelir :)
Uykumu geri verin bana yıldızlar,
Benim ona, sizden daha çok ihtiyacım var..

Şimdi kapadım gözlerimi ve bekliyorum..
Sükûnetle...

Gecenin Hüznünden, gündüzün gözyaşına...

.........

F.A.

Hoşçakal Dünya...




HOŞÇA KAL DÜNYA..

Hoşça kal dünya…
Gölgemin karanlığı, güneşini karartmaz bir daha.
Kendi aydınlığında, bensiz gölgeler dolaşsın etrafında.
Bırakıyorum seni ve gidiyorum bambaşka diyarlara.
Nereye mi?
Senden uzakta bir yer işte, bilmesen de olur.
Senden gidiyorken, bunu neden söylerim ki sana?
Gidebildiğim en uzakları bilmek istiyorum belki.
Gittiğim uzakta, ne kadar kalabileceğimi mesela.
Adımlarım, nereye dek gidebilir en son, en son nerede durmasını bilir?
Ardıma dönmeden, bulabilir miyim bir yön gidebileceğim?
Adımlarım, evet adımlarım, onlar dinler sînemden gelen sesi.
İşitemezken ben, onlar yüreğimin dilediği yere götürür bu aciz bedenimi.
Sonra kaybolurum, erguvan kokulu bahçeler arasında,
Kelebeklerle çıkarım, çiçekli bahçelere, en güzel yollara.
Renklerindeki ahengi, ruhuma aksettirirken,
Umut taşırlar, naif kanatları arasında.
Üç gün de olsa ömürleri, kanatları taşır onları hep umuda.


Hoşça kal dünya…

Söylemiştim değil mi gideceğimi sana?
Ardına saklanacağım ben ama göremeyeceksin beni dünya!

Senden, yine sana gideceğim ama kör olacaksın bana…
Artık ben de sus olacağım, bütün yaşadıklarıma ve yaşayacaklarıma.
Narçiçeği rayihalarında, en derinlere ineceğim.
Saklanacağım o kuytularda.
Yusuf misali kuyular ve zindanlarda bekleyeceğim aydınlığı.
Hep karanlıkta kalmayacağım ya!
Küçük açıklıklardan gelen ışık huzmeleri, aydınlığımın menşei olacak.
Karanlıkta kalan düşlerim, yıldızlarla aydınlanacak.

Saatimin akrebi, sonsuzluğun yolunu gösterecek.
Fanusunda, yalnızlıktan boğulacak balığım.
Çiçeklerim, saksılarında günleri solduracak.


Mavi balonlarım, bensiz uçacak,
Mavileri kalacak düşlerde, düşlerimde.

Sükûtumun müsebbibi, düşleyemediklerim olacak.
Düşlediklerim sesim olacak, sesim aydınlık.

Aydınlık bir gülümseme ile görünecek yüzüm.
Tebessüm yoksa, yüzüm de olmayacak.

Hissedersem varlığımı, aynalardan kayboluşlarım olacak.
Yolculuğum göklerdeki yıldızlara ...
Hoşça kal dünya…

FATMA AKTAŞ

;;