28 Ekim 2008 Salı

Bıraktık korkularımızı uçtuk gittik...





KIRKI ÇIKMAMIŞ SEVDAMIZA ŞİİR

paylaşılan mutluluğu severim
engin denizler kadar güzeldir o.

I

bana ait olmayan cesetleri yaktım bütün gece
küllerini savurdum dans ettim
ay kaydı yıldızlar gülüştü pervasızca
ve saçlarımdan bir ceset düştü suya
aldım öptüm gözbebeklerinden
cazibesini yitirmiş bir kadındın
sen seni ben güzel yaptım.

II

davudi bir sesim vardı sonra kayboldu
yıldızların üzerine çığ düştü ve ellerim
damıttı ellerini-utandın-demek ki biliyorsun
ah, tarihsiz duyguların ilk resmini bulutlara çizilen
gözlerine çiy düşmüştü üşümüştün
aldım ısıttım seni.

III

ben uzaktan severim
seni de öyle sevdim
bir tutam gökkuşağı karıştı sevdamıza
kuşkanadı bir tutam
bıraktık korkularımızı uçtuk gittik.

İBRAHİM Tenekeci

21 Ekim 2008 Salı

En güzel şiir; gökyüzü...



"Havai fişek gösterisi de olmasa insanların başını kaldırıp gökyüzüne bakacağı yok. Acınacak bir hal bu: Yıldızlardan habersiz yaşamak."
İbrahim Tenekcei _ ÜzGünlük

çok haklısın be üstat.. insanlar unutmuş göğe bakmayı, gökten bîhaber atılır olmuş şimdilerde bütün adımlar...
adım adım mavilerden uzaklaşmadalar,
adım adım ışıktan,
adım adım ötelerden uzaklaşmadalar...
adımlar dipsiz bir kuyuya götürür belki,
belki sonsuz yalnızlıklara,
yıldızsız gecelere,
manasız iklimlere,
umutsuzluklara,
kederlere,

...

ama dur! dur ki hala umut var.
şimdi kaldırın başınızı ve bir bakın göğe,
gülümsediğini göreceksiniz; gülümseyeceksiniz...
neden umutsuz olunmazmış bileceksiniz,
yalnız değilsiniz bileceksiniz,
mana iklimlerinden ötelere gideceksiniz...

şiirler düzmek isterdim göğe,
şarkılar söylemek,
ona en güzel methiyelerle seslenmek...
ama ben bilirim ki, okumasını bilene en güzel şiirdir gökyüzü....

Göğe selam ile...

18 Ekim 2008 Cumartesi

Aynı Göğe Baktığımızı Biliyor/d/um...



Aynı Göğe Baktığımızı Biliyor/d/um...
Bir acı ki göğümü ıslattı,
Mavileriyle üzerimize yağdı...

İçimden gelen ne varsa, yansıdı yüreğin aynasına ...

Biliyor/d/um aynı göğe baktığımızı ...
Uyumadan evvel seslenmiştim, uyandım seslenişim ses/ini buldu...

Hissikablelvuku...

Özlem, özlenmektir dedim bitti..

.....

"söylee, söyleee...
söylee, söyleee...
ben hangi renk gemi seçeyim?

söylee, söyleee...
ah söylee, söylee...
ben hangi bekleyişin nedeniyim?"

Yaklaşan ayak seslerinle öldürme beni!


Gecede Ayak Sesler

Her zaman
Ayak seslerini duyarız gecede yaklaşan,
Ve kapı sırra kadem basar odamızdan,

Her zaman,
Bulutlar gibi süzülüp giden.

Her gece yatağından
Senin mavi gölgen mi onu uzaklara götüren?
Senin gözlerin ülkelerdir ve ayak sesleri geliyor,
Sardı bedenimi kolların
Ayak sesleri, ayak sesleri
Ah Şahrazad

Gölgeler niçin kurtuluşumu resmeder?
Gelir ayak sesleri girmez içeri.
Bir ağaç ol,
Görebileyim gölgeni.
Bir ay ol,
Görebileyim gölgeni.
Bir hançer ol,
Görebileyim gölgeni gölgemde,
Küller içinde bir gül.
Her zaman,
Ayak seslerini duyarım gecede yaklaşan,
Ve sen yerim olursun sürgündeki,
Zindanım olursun.
Öldürmeye çalış beni
İlk ve son olsun
Yaklaşan ayak seslerinle
Öldürme beni.

Mahmut Derviş

Gökyüzünden düştüğüm güne gidiyorum...




Gökyüzünden düştüğüm güne gidiyorum her gün kaldığım yerden...


Gülümseyen gökyüzüne ne çok benziyorum....

Göğe bakıyorum gülümsüyor, ben de gülümsüyorum göğe ve bütün yüzler/in/e...


Göğe bakıyorum;göğe bakıyor...


Gülümsüyorum; gülümsüyor hüzünle...


Biliyor/d/um aynı göğe baktığmızı ve aynı anda göğe düşler sattığımızı...
Şimdi ben içime gidiyorum toplayıp mavilerimi.
Çünkü biliyorum ki; ne varsa ordadır...


Aynı göğün altında hergün hüzün topladğım! Bütün maviler senin olsun...


.........


"sakla beni bulmasınlar, sabaha kadar..."

13 Ekim 2008 Pazartesi

Bir konuşsak gök üzerimize yağacaktı...


"Göz göze gelsek kör olacaktık. Konuşsak sözler bitecekti.
Ve söylenecek bir çift söz kalsın diye konuşmuyorduk.

Geriye dönebilcek bir adım kalsın diye.
Yeniden başlayabilecek bir söz kalsın diye
susuyorduk, konuşmuyorduk.

Bir konuşsak gök üzerimize yağacaktı.
Bir konuşsak kent üzerimize yağacaktı.

....

Konuşsak, gece üzerimize yağacaktı.
Konuşsak, kentin gözyaşlarıyla sırılsıklam olacaktık."

( Tarık Tufan - Kraliçenin Pireleri)

............

Susmalar şehrinin sokaklarında geziniyoruz işte, konuşmalar kulaklarını tıkıyor sessizliğimize...
Söze gelecek, vakti gelince bütün susmalarımız...


Gülümsüyoruz, gülümsüyoruz, gülümsüyoruz...
Hüzünler mavilere bürünüp yüreğimizi okşuyor.

Gözlerimizi kaparken, düşler ülkesinin bahçesine açılıyor kapılar...

Özlem...


Güzeldir özlemek...

Öyle güzelleştim ki şimdilerde,özlem, vuslatı hisseder oldu...

......

"Ey âşık hani özlem çekiyorsun ya!"



Ey âşık hani özlem çekiyorsun ya!


Ululukta değildir aşk, hünerde değildir. Bilgide değildir, hem defterde değildir.
Kitap sayfalarında hele hiç değil. Halkın dedikodusu da olamaz aşıkların yolu...
Dalı sonsuzluktadır aşkın, kökü ilksizliktedir. Ne arşa dayanır bu ağaç, ne toprağa.
Bir gövdesi yok ki gövdeye dayanası.Aşk gelince aklı koyduk rafa, heva ve hevesi falakaya yatırdık...


Akla ve ahlaka yaraşır şey değil çünkü şu kendini beğenmişlik.
Hani ey aşık, hani özlem çekiyorsun ya Sevgili'ye! Bil ki Sevgili'dendir özlemin özü.
Odur asıl sana özlem duyan.

Çünkü o tutuşturmayınca alevi, kimsede olmaz ateş ve aşk ateşi önce sevilene, ondan sevene düşer.

Deniz yolcusuna ya korku, ya umut tahtasıdır gemi.
Yolcu da, tahta da yok olunca ne kalır ki yokluktan başka!..
Bir tahta parçasına verdinse gönlünü, boğulmaktan korkarak, yol eri değilsin sen.
Belki aslına isyan eden bir isyancı!..Bir şerbet sun bana canlar bağışlayan dudağından da şifa bulayım derhal. Hastaya bundan daha etkili ilaç mı bulunur?
Sustum!
Bir harf bile söylememin imkanı yok yoklukta artık.
Aslı olmayan sözlerdir çünkü hep dilimde, gerçek değil surettir hep...
Cana eziyetten başka bir şey vermez ki söylesem!..Sustum! çünkü hadden aşkın olacak söz, kabından taşacak...Ne kulaklarda onu anlayacak bir kudret var oysa; ne anlayışında ona uygun bir kabiliyet!..Ey Tebrizli! Hem denizsin sen, hem inci. Tanrı nurundan başka bir şey değil varlığın da!.."

Hz.Mevlâna

Allah'ın Garibi...


"...yiyorsunuz, içiyorsunuz, ipekliler kuşanıyor, pencere diplerinde türkü söylüyorsunuz. Hayatınız sonsuz bir eğlence. Eksik hiç bir şeyiniz yok mu kuzum sizin?"

eksik bir şeyler...

eksiğiz, hep eksik, hep yarım...

eksikliğimizin farkında olamayışımız eksik, eksikliğimizi bilemeyişimiz eksik...
eskiyen yanlarımız eksik, eskiyen yanlarımız hep eksik...

hep bişiler eksik işte, ama biz o kadar yarımız ki bunu bile görmekten aciziz çok zaman...
eksikliklerimizi göster bize Rabbim!

"Bize gökten yakın ne var ki? Yeryüzü ayaklarımızın altında, çiğniyoruz, ama gök içimizde."

gök içimizde ey çocuk! gökler içimizde...

kaldır başınır artık yerden ve bak göğe, göğün o eşsiz mavisine, derinliğine bak...
gülümseyen göğün yüzüne bir gülücük te sen at...
göğün seni bildiği kadar sen de göğü bil...


"Bütün aşklar birdir; ha karı, çocuk, ana, vatan aşkı, ha bir düşünce veya Tanrı aşkı. Aşkın en aşağı basamağındaki bir başarı bile sizi Tanrı'ya götüren yolun çizilmesine yardım eder. Sen de aman vermeden, beden ile savaşıp, ona üstün geldin, derken kanınlaaşk... sessizliğin en güçlü sesi, O'na giden yolun ilk basamağı...
sıyrılıp bedenden, ruha erişebilmektir yol,
gerektiğinde 'korkunç' boğuşmalar olsa dahi...


"Tanrı bağışlasın ya, harfler pek ürkütüyor beni. Kurnaz, utanmaz cinlerdir onlar; üstelik tehlikeli de! Mürekkep hokkasını açıp, işiniz yoksa onları serbest bırakın: ele geçmezler artık, bir daha dizginleyebilirseniz, dizginleyin! Canlanıyorlar, birbirleriyle birleşiyorlar, kağıt üzerinde kendilerini istedikleri düzene sokuyorlar: kara kara, kuyruklu kulaklı. Onları görünce çığırmanız, yalvarıp yakarmanız boşunadır artık: istedikleri gibi deviniyorlar. Karşınızda, zıplaya oynaya, utanmadan çiftleşip durarak, açıklanmasını istemediğiniz şeyi, ne yapıp yapıp ortaya koyuveriyorlar; dışarı çıkıp, insanlığa seslenmek için çırpınan bağrınızdaki şeyi dile getirmek istemiyorlar..."


Harfler, kelimeler, cümleler...
kovalayıp duruyorlar birbirini...
susamadıklarımızı kusuyorlar, konuşamadıklarımızı susuyorlar...
dile değiyor içimzde sakladıklarımız, söylemek istediklerimiz ise bir türlü dillendirilemiyor...
susmalar içinde kalıyoruz...

Sustukların Büyür İçinde!



"...her nereye gidersen, kendinle yüzleşirken
kimse duymaz, yalan söyle...
terkettiğin şehirler, yarım kalmış şiirler
sustukların büyür içinde..."


sustuklarımız hep mi büyür içimizde diye sordum aynadaki surete.
ama daha sorarken anladım ki hep büyordu, sustukları insanın içinde...
susmalar büyütüyordu kelimelerini, cümlelerini, şiirlerini, şarkılarını...

susmak da ilaç gibi biraz; beş doğru olmadan olmuyor...

Doğru zaman: susmanın da zamanı var muhakkak
Doğru insan: kime karşı susmak gerektiğini bilmek gerek elbet bir de
Doğru ilaç: susmak gerçekten deva olabilecekse susmalıdır insan
Doğru doz: susmanın da bi miktarı olmalıdır bir yerde
Doğru yol: nasıl susacağını bilmeli insan, ne şekilde susması gerektiğini bilmeli !!!

sustuklarımızı büyütmek daha hayırlıdır belki de, kim bilir?... ;)

Huzursuzluğum Hoşgeldin...




" ...Biz böyleyiz işte, ikinci el bir hayata evet demişiz.
Varoluşçuluk, Sürrealizm, bugün için Postmodernizm hep öyle.
Çıkara çıkara Türk Einstein'ini, Sivaslı Sindi'yi çıkarıyoruz.
Gelişen bir şehrimizi "Doğu'nun Paris'i" ilan ediyoruz.


Kendi varlığını, inancını, kültürünü, tarihini inkâr eden, redd-i miras edenin sonu budur.

Kendini hor görenin hali budur.

Güven duygusu bir kez daha sarsılmayagörsün, bir daha zor yaklanır.


.....


Bir orijinal adamımız, bir fikrimiz, dünyaya bir teklifimiz var mı?"

"Dünyaya teklif edeceğimiz bir âdil düzen olmalı."

"-Kafamı karıştırdın.

-İyidir. Denizler durulmaz dalgalanmadan."

( Mustafa KUTLU- Huzursuz Bacak)


(Mustafa Kutlu Hocam Sağ olasın ya, düşünmemize vesile oldun.

Düşünebildiğimizi hissettirdin. Huzursuz ettin bizi sağ olasın... )

Sahi var mı?

Neden olmasın, hadi ama, olsun artık bir şeyler olsun....

Hiç mi bir ışık belirmez kafamızın üzerinde, yani fikrimiz geldi diyemez miyiz biz?


Düşünmeyi mi unuttuk yoksa, düşünmelerden yorgun mu düştük, ne düşündük, ne kadar düşündük ki!

Hadi bakalım bi geçmişi düşünelim, gençlerin memlekete meseleleriyle dertlendiği günleri, ülkeyi kurtarma güdüsünün her birinin tâ yüreğine işlediği günleri düşünelim...


Biz de düşünebiliyor muşuz değil mi?


Elbette düşünüyoruz ama artık düşünmeyi unuttumuşuz, düşünmeyi dahi düşünemez olmuşuz...

Bırakın artık dövünmeyi, düşünün... düşünün.. düşünün...

Önce sen kızım, önce sen düşün!!!

Düşünüyorum, öyle ise hâlâ düşmemişim/düşmemişiz...

Hâlâ bir şeyler yapılabilir demek ki...


Yapılabilmeli...

Yapma vakti hâlâ gelmedi mi?.
.....

her kim aşka müşteri canına od urmuşlar...



Yunus der ki:

"Her kim aşk eri ise
Aşka müşteri ise
Aşk onun yari ise
Canına od urmuşlar"


bunu göze almayana uğramaz belki de gerçek aşk, ta ki bunu bilip göze alana dek...
kolay değil ki aşk eri olmak, aşka müşteri olmak hiç değil...
zor iştir, çok zor muhakkak...

öyleki kelam edemez susar kalırız, acır durur içimiz, yanar durur...
aşka talip olmak yanmak gerektirir önce...


bunca lafı etmek de bana düşmez ki yunus demiş işte ne denilecekse... (sussana kızım sen!)


der ki selahattin yusuf:
Aşk: insan konuşamayacağı şey hakkında susmalıdır...


susuyorum, tamam hemen susuyorum...


su.. su.. su...

Rabbim, ne olursun sözümü kesme...




Barut Hakkı

Şaşkınlığımı gizleyecek bir yer
Bulamadım şiirden başka.
Rabbim ne der?

Camiden eve dönerkenki ferahlık
Sadece müminlerin bildiği,
Şiir böyle bir şey mi?

Ne güzel, dökmek, şiirle içini;
Aynaya bakarken okunacak o dua;
Güzel yarattın beni, ahlâkımı da
Güzel kıl; namaz gibi...
......

Canımı yakıyor dünyanın güzelliği
Yetmiyor ömür, o büyük şiire
Rabbim, ne olursun
Sözümü kesme...

İbrahim Tenekci

;;