11 Aralık 2008 Perşembe

Panama Bandıralı Gemilerle Gidince



İnsan çok uzaklara gitmeye karar verdiğinde denizi tercih etmeli bana kalırsa. Kara gözden kayboluncaya kadar denizde yolculuk etmeli.
Yani bir gemiyle gitmeli insan.
Ayağı toprağa değdikçe uzaklaşamaz insan. Şehirlerden geçtikçe uzaklaşamaz. Çünkü şehir, bir hatırlama biçimidir. Her şehir, içinde bir hatırayı canlandıracak fotoğraflar taşır.
İnsan şehirler geçtikçe kendinden izler bırakır. Şehrin parklarında, tren istasyonlarında, kafelerinde, bulvarlarında, dükkanlardan yükselen şarkılarında, duraklarda, metrolarda bekleyen insanların dalgınlıklarında izler bırakır insan.
Şehirlerde bıraktığın her iz, geri dönmek için bir yol işaretidir.
İnsan denizlerden gitmeli çok uzaklar için.
Geri dönmemek için bir gemiye binmek gerekir. Panama bandıralı bir gemiye hem de. Sebebini bilmiyorum ama bana öyle geliyor ki dünyanın en uzak yerlerine Panama bandıralı gemiler gider. Geri dönülmesi mümkün olmayan yerlere…
İnsanlar sevdiklerinden ayrıldıklarında bir gün geriye dönebilirler hiç şüphesiz
Ama sevgiliden ayrılmak bir deniz yolculuğuna çıkmaktır. Deniz kör eder, mavi kör eder, ufuk kör eder, martılar kör eder, gece kör eder, bir daha göremez insan. Uzaklara gitmek için denize açılan kör olmayı seçmiştir her halde. Bir daha görememeyi yani…
“Bilesin kavuşmak yok İslamlıkta / kavuşan kısmı ancak gavurdur!*” diyor şair. Sevgiliden ayrılmak bir iman teslimiyetidir belki de…
**
Bir adamın, saçlarından tuttuğu kadını sürükleyerek götürmesi gözlerimin önünden hiç gitmiyor.
Kaldırımın kenarına oturmuş, elindeki bıçakla önünde yatan karısının vücudunu onlarca yerinden kesen adam da öyle.
O kadınların çaresizliği kalbimde ağır bir yük oluyor. Sanayi devrimine kurban verilmiş çocukların çaresizliğiyle doluyor hayatım. Ne kadar direnebileceğimi bilmiyorum.
Kapıda birikmiş kötülük, çok içerilerde bir yerde sakladığım küçük masumiyetlerimi istiyor.
Gözlerimden uyku akıyor. Uyumuyorum.
Uyuya kalırsam, o kadınları unutuvereceğim diye çok korkuyorum.
**
Arabeski sevdiğimi duyunca bazı arkadaşlarım şaka yaptığımı düşünüyorlar. Şaka yapmadığımı anlayınca bu kez gerçekten şaşırıyorlar.Unkapanı’nda İMÇ bloklarının en alt katında, penceresiz bodrumlardaki konfeksiyon atölyesinden hayatıma değen müzikler onlar.
Küçükpazar’ı geçince Süleymaniye’ye gelmeden yolun sonundaki Akfa İş Hanı’nın beşinci katından kalma melodiler bunlar.
Bir yere kadar Tom Waits’le, mesela Tori Amos’la, Cohen’le filan gidiyoruz evet. Ama öyle bir yere geliyorum ki hepsi kapıda beklemek zorunda kalıyorlar ve Müslüm’le, Orhan’la giriyoruz konfeksiyon atölyesine.
Konfeksiyon atölyesi kendi dilimde çünkü.
Sefer tası kendi dilimde…

*Süleyman Çobanoğlu

TARIK TUFAN

http://www.tariktufan.com/

1 Comment:

  1. Adsız said...
    adaşım benim şu müziği dinlerken yazılarını ve şiirlerini okumak çok rahatlatıcı.:) kutlarım seni ahsabindunyasinden sevgiler

Post a Comment